Yoklugunun deminde, ayrılıgın son perdesindeyim.
Bitecek birazdan ask oyunumuz, kapanacak sahnemiz…
Ve son selam seyircilere…Ardından veda zamanı…-di’li gecmis zamanli cümleler kurmayacagım artık.
-mis’li gecmis zamanli sözcüklerde kaybolmayacagim.Genis zamanli cumleler kullanmiyorum.
Daralttim zamanlarimi…Kırık bir askin gece notlarina dusuyorum.
Simdilerde kalbimi de alip gidiyorum ve birak beni gidiyorum.
Gidisimle bu oyunu bitiriyorum.
Yuregimin butun derinligine ragmen ruhumun bir yarisi sende… Bil istiyorum.
Beni yasama baglayanin sen oldugunu ve aski bir kor gibi elimde tasidigimi gor istiyorum.
Gurbet benim, sila ise sensin.
Gonul oyunumuzdan seyrediyoruz birbirimizi…
***Izlendi tiyatronun son oyunu… Cektim kalin perdeleri…
Kalbimde ve beynimde oyun bitti***
Neler mi hissediyorsun oyun bittiginde? Sadece uzgunsun.
Bu arkadasinin bir korkak oldugunu anladiginda kizmiyorsun, yikilmiyorsun.Sadece uzgunsun.
Karsinda senelerdir yuregindeki aski haykirmaya korkan bir adam oldugu icin uzuluyorsun.
Agliyorum. Hickiriklara boguluyorum.
Huzun dolu yollarda kayboluyorum.
Uzulme!!!
Bir daha hic donmemek uzere gidiyorum.
…
..
.
El salliyorlar gidisime…
Sen gulerken onlar agliyorlar bitisime…
Beynimi son bir soru tirmaliyor.
“Sor kizim.” diyor annem.
Cevapsiz bir soru diyorum.
“Anlat kizim derdini, hadi susma.” diyor.
Susmuyorum.
“Erkek gozyasi katili mi anne??? ” diyorum.
Cevap alamiyorum.
Ayriligin bileklerini kesmek isterken kendi bileklerimi kesiyorum.
Canim kalbim kadar yanmiyor ama elim yuzum kan icinde kaliyor.
Yokluğunun ayak izlerini takibim sürüyor
Birkaç adım geriden
Sessiz ve derinden
Zamansız bir darp edilişin acı yıkımlarını yaşıyor
Ümitlerim / ümit ettiklerim
Acı bir ağıta dönüşmüş olan isyanının ezgisi
Nota nota sol yanıma sığınmış halde
Belki bir rüyada belki hak karşısında
Tutunmak istiyorum boşluğa düşmeme sebep olan ellerini
Ve görmek istiyorum son defa gözlerini
Bana sebep sensin derken…
Mevsimlerin yerini değiştirdim kendimce,biri dışında
Yazı kış,kışı bahar gibi karşılıyorum
Bir tek sonbaharı hakkını vererek,doğru takvimde yaşıyorum
Bir vedanın tanıklığının,bir gidişin burukluğunun,bir kız çocuğunun ağlamalarının
Bütün yükü omuzlarında
Düşen her yaprağı bir derdime sayıyorum
Ne derdim azalıyor,ne de düşen yaprak sayısı..
Yapraklar düşerken,gözyaşı asılı kalmazmış olduğu yerde
Bir damla daha düşüyor usulca yere,düştüğü yer bulanık
Adresi şaşmış üstelik,gözden değil yürekten
Üstelik rengi saydam bir kırmızı
Anlıyorsun sen de
Kan ağlıyor yüreğim
Kabullenemediği gidişine…
Aynalar da eskisi gibi dostane karşılamıyor artık beni
Bir yüz ben gibi ama benden daha çok sen gibi
Azca gerçek,çokça düş misali
Yüreği(m) / yüreksizliği(m)
Sureti(m) / suretsizliği(m)
Kimliği(m) / kimliksizliği(m)
Her şeyi(m) / hiçbir şeyi(m)
S(B)ende kaldı
“Bu sana kırık bir kalbin serzenişidir sadece..”
Sana daha yakın olmak için “SENSİZLİĞİ” yakmam gerekti ..
Sensizliğin içimi ısıtmayacağını bile bile..
Yakıyorum..
Kor ateşin ışığında;kırık kalbin mürekkebi damlıyor satırlara..
Her damladığında,alevler saçılıyor kağıdın soğuk tenine…
Sensizliğin bu kadar yakıcı olduğunu sensiz kalınca anlıyorum..
Ve yine..
Yakıyorum..
Kulağımda bir ezginin tınısı,elimde yokluğuna adanmış kelimeler..
İlerlemekte an be an karanlığa doğru..
Yokluğunda avunduğum anılarımı Karanlığa teslim etmemek için sıkıyorum yumruğumu..
Avuç ayamdaki “sensizliği” bile tutamaz olmuşum sevgili..
Kayıp gidiyorsun ellerimin arasından..
Işıltısını kaybetmiş bir yıldız gibi..
Sıkı tutunsaydın ya…
Bırakıp giderken bir kez olsun gözlerime baksaydın ya..
“Ne olur gitme,Kal” dememden korkmasaydın ya..
“Gitmemi engelle,Sarıl bana sıkıca” deseydin ya..
Ve ben Sarılsaydım narin beline..
Ve öpseydim dudak kıvrımından akan göz yaşlarını..
“Bu sana kırık bir kalbin serzenişidir sadece..”
Alınma…
Gücenme…
İncinme…
Kırılma…
Sadece Bil…
Yüreğimin yangınını,”Yaktığım Sensizliğe” kattım..
Aklımda Sen…
Kulağımda bitmeli artık dediğim şarkı..
Önümde Kahrımı çeken bir beyaz sayfa..
Bir de parmaklarımı yoran kelimelerim var..
Bir de..
Bir de..
Karşımda yüreğime ok gibi saplanan bakışların..
Git artık gecemden…
Kırılan kalbimin parçaları sana batmasın…
GİT…!
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…
Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim,
Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine.
Üşüyorum…
Evet hala üşüyor ellerim..
Hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı,
Bin ömür, bin soluk, bin yıkılış yaşadım…
Ömrünün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım.
Sığınışlarını, susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan..
Korunaklı bir liman olamadım sana,
Ve arkama bakmadan giderken,
Haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını..
Şimdi, bin ömür geçmiş ömrümden…
Ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum.
Hani zaman ilacı olurdu her şeyin?
Hani zamana bırakmalıydık?
Atalar yine yanıldı…
Bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben,
Zaman zehrini içerken yudum yudum,
Artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzluğun..
Bitsin…
Bitmezlerin bilincinde diyorum diye
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var,
Ne de benim gözlerimde şiir…
Şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum,
Susuyorum…
Susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep..
Şehrine gidiyorum…
Yokluğun açıyor kapıları..
Yıkılan şehirlerarası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor,
Hala haklısın..
Kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin,
Herkesin gözünde seni arıyorum,
Yoksun…
Yokluğunu salıp gitmişsin,
Gidişle bırakıldığın bu kentte…
Susuşlarına bile yandığım soğuk dağlarımın eşkıyası,
Bağışlama dilemiyorum, gel demiyorum, sev demiyorum,
Haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin..
Sığındığın maviadada yaktığın ateşi görüp,
Yanaştırabilirsem gemilerimi,
Tutacağım ellerinden…
Şimdi yanıyorum, kanıyorum,
Ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim.
Geç kalınmış bir soluk mu bir günün sonunda,
Yoksa çaresizliklerimin son çırpınışları mı bilmiyorum..
Kayıp adresten yazıyorum son kez…
TextSussam yalnızlık, konuşsam ayrılık,
Dönsem yıkılış, dönmesem yokoluş…
Şimdi ben susuyorum, yalnızlığa talip,
Sende “sus” bana..
“Sus” ki, bir daha ölmeyeyim…
alıntı
Yok(ol)uşların direnci kurşunlanmış yürüyüşlerinde belalı başım…
Küçük metinler halinde coşarken şiir soluklu sevdam,
büyük savaşların kanlı yıkımları kaldı meydanlarda…
Sınırları mayın döşeli coğrafyamın,gittikçe daralan çemberinde örselendi,yorgun adımlarım..
Şimdi sazın tellerinde kendini asan acılara sahip,dilimdeki türküler…
“Bana kendini anlatma !… Gülüşün (s)aklayamaz yan(ıl)gınların yakıcılığını”
Gecenin ayışığı vurmuş ihanetinin yüzüne.
Ne yana yürüsem yalınayak eylem adımlarıyla,
Kayıp ilanı asılı duvarlar barikat kuruyor yürüyüşlerime,
fail-i meçhul (k)ayıpların hükümsüz kalmış dosyaları…
kursağımda soğuk cesetler taşıyorum…
Oysa Senin için söylerdim;
Tutsaklığımın o lirik,o yokuşlar çıkan ezgisini.
kıskançlık çizerdim duvarlarıma yokluğunda…
Şimdi kanatları çekilmiş güvercinlerin uçamayışlarını bölüşüyorum taş bahçemde…
Saçlarımda beyaza dönmüş kızıllıklar savruluyor soğuk rüzgarlarda…
“Bakma öyle yüzüme !…Savurdun işte yeditepeden aşağı düşlerimi…”
Yüzüme çarpan mezar taşlarıyla uyanıyorum sabaha…
Göğüs kafesimde çoğalıyor bir ölünün yalnızlıkları…
Sanık sandalyesine oturtulmuş düşlerimin öfkeli telaşında,
yine yangın yeri satırlarım
Bıçağın kemiğime dayandığı kuşatılmış gecelerimin,
hüzün vardiyalarında kaybettim gülüşlerimi.
Kalın duvarlarla ayırdım hayatımı herşeyden.
Artık eski bir tren yolculuğudur gözlerim,garların grisinde… yalnız…
Hangi sevincin boynuna sarılsam ,kısa kaldı kollarım (s)arınmalara…
“Namluya sürülü son hecemi de tetikliyorum boşluğa…”
Kaç ağlamak gömdüm ihanet kızılı şafaklara ,kimse bilmez.
Acıyı ilk senin gözlerinde görmedim ki !
Dizlerimin üstünde savaştı hep uslanmaz direnişim.
Yenilgilerimi kendi zaferi sayanlarla eşdeğer mi yüreğim ?
Takarrof mermisiyle ensesinden vurulmuş Fail_i meçhul acılar taşıyorum sol yanımda…Ölümlerden öfke biriktirdim isyanıma…
Bu yüzden avazım çıktığı kadar bağırıyorum tiz sesimle;
Ensesinden vurulmuş zaferler yıldıramaz insanca sevgimi.
İlla ki göğsünden vurulacak…
İlla ki göğsünden…
“Git artık !… Gözlerin de onaramaz kırılgan öfkemi”Ve bölüyorsa uyku uyumayan düşlerinizi ölüm ,
Mabetsiz saklanan şaraplar kadar eskitirler hatalarınızı..
Ve nefretler koyunda sevişirken ruhlar
Kolları birbirini dolamaksınızın içlerinden geçip gider sakladıklarınızı.
It s secret..Şimdi fısılda! En büyük çığlıkları atacak kadar sus .
Piramitlerimde gün ışığı görmeden.
Eriyen onca gözden , söylenen onca sözden yitip giden uyunmadan görülen düşten farkı yoktur görülen maddesel benin. .
Kıvrılıp yatar topraktan fırlayan ceninim
Beni oraya sokan, ellerini kan bürümüştür hayaletlerin.
Ettikleri çığlıkları bi anda duvarlarda sakladıklarında .
Sembolleri yok olmadan önce çizecektir tecavüz sahnelerini..
It s secret..Şimdi fısılda! En büyük çığlıkları atacak kadar sus .
Ve tavizlerinizi çıkartıp kanatlarınızı iade ettiğinizde adı melek olan şeytana
Ve ellerini tutan kelepçelerden, görülen etten daha karanlıksa için
Şimdi!
Fısılda.
…
Son kez!
…
En fazla konuştuğun gün ve son kez çığlık atacak kadar sus.
(Bu bizim sırrımız!..)
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık,
sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak
aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç
satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak,
boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim.
Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin,
haykırabilir miyim şimdi korkaklığını.
Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı,
artık sahiplenilmeyecek olmanın
burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin,
susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin,
dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı.
Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim.
Var olduğum her yer aşkın şehri olmalı artık,
yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer,
zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için.
Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni
yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan
her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına.
Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı,
yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım.
Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim.
Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı
hatta sana hak verebilmeliyim.
Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni
ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için.
Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış,
sanki bizi hiç yaşamamışız,
sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış
ve sonra yarım bırakmışız gibi.
Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti,
Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
Senden sonra hiç acım olmadı
Ne deliliğim kaldı sevdadan yana ne de aşka inancım bir damla
Oysa ben seni severken hiç acı çekmemiştim
Ne olduysa, sen beni sevince oldu
Bir zaman varlığını arzulayan gönlüm
Yeri geldi yokluğunu aradı durdu
Yazık, sevilme süreni kendin kısalttın
Artık dönmesen de olur
Hem sen, yokken daha güzeldin
Hem sen, varlığında tanıdığım sen değildin
Yine sevilirdin bu kadar
İnan dönüşüne bağlı değildi sevdamın ağırlığı
Yokluğuna ve imkansızlığına direnmek,
Herşeyden daha anlamlıydı
Eğer dönmeseydin, ne yapar ne eder gözlerini tedarik ederdim biryerlerden
Elini en karanlıklarda bulup tutardım
En azından oyuncağıyla oynayan çocuk gibi kırmadan, kırılmadan
Kendi kendime severdim seni,
Artık dönmesende olur,
Herşeyin ikincisi yenilgidir,
Her dönüş ispatıdır biraz da kaybetmişliğin
Maluptur ileriye bakamayan
Bakamaz ki bir türlü pişmanlığından
Onu tutar geride bıraktığı her neyse
Daha da bağlanır ardında kalana
Terkedilen çabuk büyür, hüzün kalana düşsede
Pişmanlık hep gidenin payına
Ayrılık zor zanaat, kimse yüzde yüz gülemez
Kimse yüzde yüz gidemez
Giden dönüyorsa, sevdiğinden değil kaybettiğindendir
Ve aradığını bulamadığından
Dönene kapıyı açmayın
Sevseydi o, gitmezdi hiç bir zaman
İşte bu yüzden dönene kapılarınızı birdaha asla açmayın
Ve sen
Gelme..!
O kapı hiç açılmayacak sana
Eski rüzgarların sözü geçmez terkettikleri dağlara
Geceye yeni şiirler gerek, gemiye yeni fırtına
Her eylüle başka yağmur
Kalana taze baharlar lazım
Ve gidene biraz yürek
Kaçanlar pişman şimdi
Kalanlar, sevmeye devam edecek.
Şimdi biz ayrıldık ya
Birkaç gün sendeleyerek yürürüm
Ayağım takılsa da düşmem
Yine doğrulurum biliyorum,
Yaşadığım tüm aşkların üzerine yemin ediyorum
Ben artık senden vazgeçiyorum
Senli hayallerle doldurdum ceplerimi,
Başı boş,aslında bomboş olanlarla..
Gözlerimi dikip de gökyüzüne baktığım ve somutlaştırmaya çabaladığım bulutlar gibisin ..
Hani aslında varmış kadar yoğun olup da,yokmuş kadar buharlaşan!
Tam da anlamlandırıyorum işte,
Sıra bende,
Görüyorum derken,
Dağılan
Biten
Yiten
Giden!
Güneşken arkadaşı göz alıcı umutlarla dolan,
Yağmurken sırdaşı seçilemeyecek kadar karmakarışık olan ..
İlk defa gri olsun istiyorum !
Tüm karamsarlığına,insanı yoran hüznüne rağmen gri ..
Ne var ne yok olan,
Ne hep ne hiç yaşanan!
Senli cümlelerle doldurdum gönül sayfamı,
Başı boş,aslında bomboş olanlarla!
Bildiğim bütün ezberleri yok saymama sebep kelimeler ortaklığı gibisin ..
Öznesi gizli,zaman kipi yanlış,
Aslında tamamı devrik bir cümle gibi!
Yükleme sorup bulsam da özneyi,
Zamanın ucunu kaçırdım bir kere
Bir çok noktalama işaretini yoldaşım yapıp da izini süremeyecek kadar yabancı paragraflara !
Çokça kelime değil aradığım oysa ki ..
Ya
Tüm kelimelere takas edeceğim bir ok işareti,
Bana içinde bulunduğum bu varoluşun çıkışını gösterecek!
Ya da
Kesmedi bu beni diyip de tüm kapılarıma mühür vuracak kadar daha sen dilemek!
Olmuyor işte …..
Ne kadar çok çalışmış olsam da bütün cevapları birbirine karıştırıyorum hala !
Heyy sen ,
Benden bir sıra öndeki,
Hayatımın sorusu karşımdaki ..
Peki ya sen biliyor musun cevabını ..
?
?
Bir kişiyi daha kurtarmış olmanın suçlu kıldığı AŞK’a inat ,
-Boşvermenin- “B” si diye fısıldayan bir yürek !!
an bir barbar geçerse durup bu şiiri okusun!.
Gördüğünüz gibi değişen bir şey yok hayatımda
Caddeye uzanmışım da tutunmaya çalışıyorum
Biraz kekre bir alışkanlıkla en azından bana dair
Yanımda taşıdığım bir yüz olmalı diye düşünürken
Hayır diyorlar bana olmaz;
Olmaz öyle şey diyorlar.Olmaz.
Ne kadar ayıp değil mi ama durup dururken
Caddenin giderek genişliyor olması böyle
Bu yaraları açan cerrahın imanı yok
Halbuki onları arka sokaklardan toplamış
Sağlık olsun diye yanımda taşımıştım.
Lakin gördüğünüz gibi her şey
Caddeye takılıp kalıyor.
Bizim her şeyimiz bu caddedir diyorlar
Bu caddeden geçerseniz sizi döveriz diyorlar
Dövün ulan dövün dövmezseniz hatırım kalır
Bir soykırım planı içindeler biliyorum
Öyle korkuyorlar ki öyle korkuyorlar ki
Zaten korkacak şeyleri vardır hayatlarında
Bense uzak duramam kendimden böyle
Püsküllü bela da olsa geçerim önünden.
Gördüğünüz gibi değişen bir şey yok hayatta
Birinci soru; caddenin sahibi kim?..
Şimdi çıkıp caddeyi söylemem gerekiyor
Peki öyleyse caddenin sahibi kim?..
Eyvah ki eyvah zamana eyvah. En iyisi
Buradan bir barbar geçerse durup bu şiiri okusun!..


